11 Aralık 2015 Cuma
TABUT
Bir hanımefendi anlatıyor; 1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.
Güzel bir kızdım.
Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış.
Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.
Nişanlandık.
Nişanlımı seviyordum.
Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.
Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler.
Alt üst oldum.
Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…
Yıkıldım.
Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti.
Evlenmiştim,
Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü.
Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.
Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim.
Bir büroya girdik.
Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçeride yardımcıları çalışıyordu.
Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.
Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin,dedi.
İstanbul işgal altındaydı,
Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.
Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadolu'ya ,Milli kuvvetlere ancak,cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti.
Bunu size bile söyleyemezdim...
BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ.
( Anonim )
10 Aralık 2015 Perşembe
İBRET ALINACAK KISSALAR
Behlül Dânâ , bir gün Halife Harun Reşid'in huzuruna gelir. Halife , o sırada tahtında olmadığı gibi odasında da yoktur. Fırsattan istifade edip tahta oturur. Biraz sonra koruma görevlileri gelir ve bakarlar ki tahtta biri oturuyor , onu hemen aşağı indirirler ve başlarlar dövmeye...Bir müddet sonra halife gelince bakar ki Behlül ağlıyor.
Hemen sorar:
- '' Niçin ağlıyorsun , ne oldu ? ''
Halife muhatabından cevap alamayınca , koruma görevlilerine sorar aynı soruyu :
- '' Ne oldu buna ? ''
Görevliler şöyle derler :
- '' Ey mü'minlerin emiri !.. Bu adam , sizin makamınızda oturuyordu. Biz de akıllansın diye bir iki vurduk . Ondan ağlar. ''
Behlül söze karışıp şöyle konuşur :
-'' Hayır ! Ben o yüzden ağlamıyorum , senin için ağlıyorum . Ben ömrümde bir kez bu makam oturduğum için bu dayağı yedim . Sen ki her gün oturuyorsun . Acaba ne kadar dayak yiyeceksin ? ''
**** **** ****
4 Aralık 2015 Cuma
BAŞARININ SIRRI UZAKTA DEĞİL
İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İş adamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İş adamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İş adamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller' e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller' e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İş adamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.
Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.
Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.
Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.
3 Aralık 2015 Perşembe
ÖZGÜR ENGELLİLER
Hava soğuktu ve yağmur yağıyordu . Aklımda eve girdikten sonra yapmam gerekenler , ellerimde torbalar dolmuş bekliyordum . Durakta ciddi bir sıra oluşmuş ve şemsiyesi olmayanlar yandaki ayakkabıcının tentesine sığınmıştı . Öğrenciler aralarında şakalaşıyor , yaşlı iki teyze dolu geçen dolmuşlardan şikayet ediyor , ratgele biraraya gelmiş bir grup insan bizi sıkıntıdan kurtaracak dolmuşumuzu bekliyorduk.
Yaşam her anı birbirinden farklı zıtlar sayesinde farkındalığımızı arttıran gizemli bir yol . Çok sıradan bir işten çıkış akşamı , benim için birkaç dakika sonra göreceğim bir anlık bir görüntüyle zihnime kazınacaktı.
Neler neleri kaçırıyoruz çoğu zaman . İnternette dolaşıyoruz bir haber veya yazı bizi yakalıyor , açıyoruz , okuyoruz bağlı olduğu linklerden kendimizi bambaşka bir noktada buluyoruz. Belki bir yarım saat sonunda ilk başladığımız noktadan farklı bir noktaya ulaşıyoruz. Dikkatimizi çeken başka bir şey olsaydı yine aynı kalmayacak , fakat bu sefer başka bir noktada olacaktık. Yani sonsuz sınırsız seçeneklerle gelişiyoruz ve değişiyoruz...
Dolmuş parasının üstünü çantama henüz koymuştum ki , başımı kaldırdığım an ikisini gördüm. Sadece bir an , sonradan yakaladığıma şükrettiğim bir an dahil oldular yaşamıma.
İkisi de tekerlekli sandalyelerini kanatlarını özgürce çırpan iki kuş edasında kullanıyorlardı. Belli ki aşıktılar. Öyle mutluydular ki...Elimdeki torbanın dizlerimin üstünde kurşun gibi ağırlaştığı o an bu iki engelli insanın mutluluk bulutu düşüncelerim dahil tüm ağırlığımı hafifletti . Rüzgar gibi geçtiler yanımdan .Soğuğun , yağmurun ve trafiğin içinden aşık gülümsemeleriyle kanatlarını çırparak...
***** ***** ***** ******
3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ İÇİN HİÇ TANIMADIĞIM ENGELLİ ÇİFT ANISINA YAZDIĞIM YAZIYI PAYLAŞTIM . UMARIM BU GÜZEL İNSANLAR ÇOK DAHA İYİ KOŞULLARDA HAK ETTİKLERİ ŞARTLARA KAVUŞURLAR . Ayşen Çankaya
3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ İÇİN HİÇ TANIMADIĞIM ENGELLİ ÇİFT ANISINA YAZDIĞIM YAZIYI PAYLAŞTIM . UMARIM BU GÜZEL İNSANLAR ÇOK DAHA İYİ KOŞULLARDA HAK ETTİKLERİ ŞARTLARA KAVUŞURLAR . Ayşen Çankaya
30 Kasım 2015 Pazartesi
DEĞERİ FAZLA OLAN KADINLAR DEĞERİ YÜKSEK ERKEK ARAR
Bir konuşma sırasında adamın biri kadının birine sormuş :
'' Nasıl bir erkek arıyorsun ?..''
Kadın bir süre sessiz kaldıktan sonra adamın gözlerinin içine bakarak sormuş :
'' Gerçekten bilmek istiyor musun?''
Adam biraz isteksiz ,
'' Evet '' demiş.
Ve kadın baslamış anlatmaya…
'' Bugün ve bu yaşta bir kadın olarak , bir erkeğe onun benim için benim kendime yapabileceğimden fazla ne yapabileceğini soracak konumdayım.
Kendi masraflarımı karşılayabiliyorum ; bir erkeğin ya da bir başka kadının yardımına gerek duymadan evimi idare ediyorum. Böyle olunca , '' Sen masaya ne koyuyorsun?..'' sorusunu sormak konumundayım.
Adam kadına bakmış. Paradan söz ettiğini düşünüyormuş. Kadın hemen bu düşünceyi sezmiş ve düzeltmiş :
'' Sözünü ettiğim, para değil. Ondan öte bir şey istiyorum. Hayatın her alanında mükemmeliyeti arayan bir erkeğe ihtiyacım var.''
Adam arkasına yaslanıp kollarını kavuşturarak kadından biraz daha açıklama istemiş. Kadın başlamış anlatmaya :
'' Kendini zihnen mükemmelleştirmeye çalışan birini istiyorum , çünkü sohbet ve zihnen uyarılma arıyorum. Basit bir adama ihtiyacım yok. Ruhen mükemmelleşmeye çalışan birini arıyorum , çünkü dengesiz bir birleşmeye ihtiyacım yok.
İnananlarla inanmayanların bir araya gelmesi felakete yol açar.
Bir kadın olarak yaşadıklarımı anlayacak kadar duyarlı , ayağımı sağlam basmamı sağlayacak kadar güçlü bir erkek arıyorum.
Saygı duyabileceğim birini arıyorum. Ona boyun eğmem için onu saymam gerekir. Ben ona ne kadar dürüst ve açıksam , onun da bana dürüst ve açık olması gerekir.
Kendi işini , hayatını yürütemeyen adama boyun eğemem. Boyun eğme konusunda sorunum yok… yeter ki buna değer biri olsun.
Allah kadını erkeğe eş ve yardımcı olarak yaratmış. Kendine yardım edemeyen adama ben yardım edemem.''
Kadın aklından geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmış.
Adam yüzünde şaşkın bir ifadeyle kalakalmış...
'' Çok fazla şey istiyorsun.'' demiş.
'' Değerim çok fazla.'' diye yanıtlamış kadın.
Değeri çok fazla olan bütün kadınlara…
ALINTIDIR
9 Kasım 2015 Pazartesi
ARSLAN GİBİ OL!
Dervişin biri gezerken ayaksız bir tilki gördü, hayrete düştü. 'Nasıl yaşar bu hayvan, ne yer ne içer?' diyerek, Allah'ın lütfuna hayran oldu.
Derken bir arslan çıkageldi, ağzında çakal taşıyordu. Görkemli ve korkunç hayvan avının bir kısmını yedi, doyunca kalanını bırakıp gitti. Tilki artığa doğru sürünerek yaklaştı ve afiyetle yiyip karnını doyurdu.
Tilkinin yiyeceğinin ayağına geldiğini gören Derviş, kendi kendine: 'Bir tilkinin rızkını ayağına gönderen Allah, benimkini neden göndermesin?' diyerek, çalışmasına gerek olmadığını, bir köşeye çekilip oturabileceğini düşündü.
Düşündüğü gibi de yaptı: 'Rızkım Allah'ın görünmeyen hazinesinden gelir, gayret etmem gerekmiyor.' diyerek beklemeye başladı.
Bekledi, bekledi... Ne gelen ne giden... Günler geçip gitti. Derviş zayıfladı, eridi, bir deri bir kemik kaldı. Güçsüz ve bitkin bir haldeyken, bulunduğu mescidin mihrabından bir ses duydu:
'Ey tembel adam!' diyordu ses, 'kendini ayaksız bir tilkiye benzeterek neden miskin miskin oturuyorsun? Kalk! Yırtıcı arslan ol. Başkasının artığına göz dikmeyi bırak. Sana yakışan artık yemek değil, artık bırakmaktır.
Gücüyle arslan gibi olan, başkasından yiyecek bekler mi? Haydi kalk! Kolları sıva. Çalış ve rızkını kazan. Hem kendin ye, hem muhtaçlara yedir.
(İbretlik Hikayeler sitesinden alıntıdır)
3 Kasım 2015 Salı
AMACI ORGAN BAĞIŞINA DİKKAT ÇEKMEKTİ
3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası olarak kutlanıyor. İnsan bedeninde diğerlerinden önce işlevini yitirmiş organların eksikliği çok ciddi sorunlara neden oluyor.Organ bağışı bu sorunları ortadan kaldırabilecek bir çözüm olsa da doku uyuşmazlığı ve yeterli sayıda bağış olmaması gibi sebeplerden bir sürü insan makinelere bağımlı olarak yaşamını zor koşullarda sürdürmekte.
Şimdi organ bağışı ile ilgili kafa karıştıran ve çok sorulan bazı sorulara açıklık getirmek isterim.
Öncelikle organları alınacak kişinin mutlaka beyin ölümünün belgelenmiş olması şart. Bu da hastane ortamında beyin anjiyografisi ile kanıtlanmalı. Beyin ölümünden sonra diğer organların yaşatılması uzun sürmüyor. Vefat eden kişinin önceden organ bağışı onayı varsa dahi yine de birinci derece yakınlarının onayı alınıyor.
Yani organ bağışı yaptığımızda ister istemez ölür ölmez organlarımı alacaklar endişesi oluyor. Oysa hastane dışında vefat ettiğimizde organlarımız başka bir bedenin ihtiyacını karşılayacak kalitede muhafaza edilmiyor. Organların beyin ölümü sonrası hastane ortamında kan dolaşımlarının makineler yardımı ile devam ettirilmesi gerekiyor. Yapılan bağışların çok çok az kısmı organ nakli için uygun koşulları sağlıyor. Çok fazla organ ihtiyacı var ama bağışlanan organların çok az kısmı nakilde kullanılabiliyor . Lütfen size bağış kartı uzatan sağlık görevlilerinin teklifini bir de bu bilgilerden sonra değerlendirin . Sizin ve yakınlarınızın da her an doku ve organ ihtiyacı doğabilir. Hepimizin iyiliği ve sağlığı için organ bağışı oranlarını beraberce arttırmamız bu yüzden elzem.
Brezilyalı bir iş adamının organ bağışına dikkat çekmek için yaptığı kampanyayı anlatan gazete haberini ekledim . Şimdilik sadece daha bağışlamadıysanız bir düşünün derim. Size yaramayacak bir organınızın toprak altında çürümek yerine küçük bir çocuğa nakledilip onu sağlığına kavuşturduğunu ...
KARAR SİZİN...!
Thane Chiquinho Scarpa, Brezilyalı zengin bir işadamı. Sosyal medyada yaptığı ilginç bir duyuruyla geniş kitlelerce tanınır hale geliyor. Scarpa, duyurusunda milyon dolarlık Bentley arabasını bir mezar açıp gömeceğini belirtiyor. Mısır firavunlarına özendiğini, öbür dünyada da Bentley'ini kullanabilmek için böyle yaptığını söylüyor. Asıl amacını kendisi şöyle ifade etmiş :
''Milyon Dolarlık Bentley'imi gömeceğimi söylediğim için beni kınadınız. Halbuki birçok insan benim bu arabamdan çok değerli bir şeyi sürekli toprağa gömüyorlar. Kalpler, karaciğerler, akciğerler, gözler ve böbrekler toprağa gömülüyor. Bu aptalca. Dışarıda organ nakli bekleyen o kadar çok insan varken bu sağlıklı organları gömüyoruz. Bu dünyadaki en büyük israf. Bentley'im bununla karşılaştırıldığında hiç bir şey. Bir organdan daha değerli hiç bir şey yok, çünkü insan hayatından daha değerli birşey yok. Burada organlarımı bağışladığımı şu an resmen açıklıyorum.''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









