9 Ekim 2015 Cuma

AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR PROJEMİZ BAŞLADI





Dün Samsun Sağlık Müdürlüğü , Milli Eğitim ve Halk Sağlığı Müdürlüğü hep 

beraber bir projeye başladık . Son yıllarda giderek artan obezite ( aşırı şişmanlık ) hastalığı 

toplumsal sağlığımızı tehdit etmeye başladı . Hatta bazı araştırmalar her 5 kişiden birinin 

bu hastalığa sahip olduğunu gösterdi . 

Ben de bu proje içinde ilköğretim 1. 2. 3. ve 4. sınıf öğrencilerine sağlıklı beslenme ve hareketli 

yaşamı destekleme eğitimi verdim .

Çocuklar çok katılımcıydı . Konuyla ilgili çok soru sordular .

Kahvaltının önemini vurguladım . Her gün 1 yumurta yemelerinin çok sağlıklı olduğunu 

söylediğimde en doğal hali ile bir öğrenci şunu sordu. '' Haşlanmış yemek zorunda mıyım ? ''

Bir tanesi de aslında sevmediği domatesi nasıl sevdiği hale getirdiğini anlattı gururla .

Bu paylaşımlar bana çocukların zannettiğimizden çok daha sorun çözme odaklı olduğunu 

gösterdi . Mesela bazı çocuklar sağlıklı beslenmenin zihinsel ve bedensel gereklilik olduğunun 

farkında ve onlar için ne yediğinden çok yararı önemli .

Bazı çocuklar ise lezzetten ve yemek yemekten çok keyif aldıklarını , besinler zararlı bile 

olsa tadından vazgeçemeyeceklerini itiraf ediyorlar.

İşin ilginci bu iki gurup çocukta çok emin ve mutlu. Bu keyiften vazgeçmemek için anlaşmaya 

da hazırlar. '' Abur cubursuz bu hayat çekilir mi doktor teyze bari haftada bir kez hakkımız

 olsun . ''

Aslında düşününce bu gerçekten bir çözüm olabilir . Büyüme çağındaki çocukları her markette

 ailelerinden habersizce ulaşabilecekleri bu sadece boş enerji verici maddelerden tamamen 

uzak tutmak zor .  Gördüm ki onlara seviyelerine göre samimi bir bilgilendirici açıklama yapıp

karşılıklı bir anlaşma yapılabilir . 

Yani despot ve tek taraflı bir yasaklama yerine çocuğun da katılacağı ve fikrine önem 

verildiğinin hissettirildiği bir anlaşma ile iradesini kullanması ve geliştirmesi sağlanabilir.

Hatta bunun yazılı hale getirilmesi ve hakkını kullanacağı zamanların da eklenmesi bu forma 

çocuğun isminin yazılması , atabiliyorsa imzasını atması bilinçlenmesinde etkili olacaktır.

Eğitimler devam ettikçe gözlemlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim . Katkılarınızı ve

 tecrübelerinizi bekliyorum . Kendinizde , çocuğunuzda ya da çevrenizde büyüme gelişme 

döneminde ne gibi beslenme sorunları ile karşılaştınız ve nasıl çözümlediniz ?








7 Ekim 2015 Çarşamba

SENİN ÖMRÜN KIYMETLİ BİR KUMAŞ GİBİDİR ! Hz. MEVLANA





Bir adam , en iyi kumaştan bir elbiselik almış. Kıyafet diktirecekmiş. Tanıdıkları 

demiş ki ; '' Bu civardaki terziler biraz kötü nam salmıştır. Kumaş çalarlar. Kumaşına yazık , 

elbisen de daracık olur.''

Adam kıymetli kumaşı almış , bir terziye gitmiş . Kumaşı masaya koymuş .

'' Ölçümü alıp , kumaşı biçiniz.'' demiş. Terzi baş üstüne deyip , işe koyulmuş . Bu arada

müşterisini eğlendirmek için bir şeyler anlatmış . Adam başlamış gülmeye . Öyle gülmüş ki 

gözleri yaşarmış. Terzi bir parça kumaşı kesip , tezgahın altına atmış . Sonra bir fıkra daha 

anlatmış. Adam kasıklarını tuta tuta gülmüş . Terzi , bir parça daha kumaş kesip saklamış .

Tekrar onu eğlendirecek bir şeyler anlatmış . Adam gülmekten neredeyse yerlere yatacakmış .

Terzi bir anda ciddileşmiş ve demiş ki : '' Be adam , o kadar güldün ve eğlendin ki , neredeyse 

bu kumaştan sana bir elbise çıkmayacak ! ''

Adam o zaman gerçeği anlamış . '' Öyle ya , ben kumaşı çaldırmamak için burada 

bulunuyorum . Ama gülmekten malıma sahip çıkamadım . '' diye üzülmüş . 

Hz. Mevlana diyor ki : 

'' Senin ömrün bir kıymetli kumaş gibidir . Onu çaldırmak istemeyenler dahi , eğlencelere 

dalıp yine çaldırıyor . 80 sene yaşayan insan son günlerinde '' Eyvah ! ömrüm kuş tüyü gibi 

uçmuş kuş tüyü gibi uçup gitmiş ! '' der...


Kendi adıma eğlenerek ve mutlu olarak bu yaşamı yaşamanın yaptığımız her işe olumlu katma değer sağladığını düşünürüm. Burada anlatılan işimize eğlence katmak yerine eğlenmekten asıl yapmamız gerekenleri unutmak . Hz. Mevlana dengeyi bozduğumuzda ve eğlenceyi fazlaya kaçırdığımızda başımıza gelecekleri mükemmel bir hikaye ile ders niteliğinde aktarmış .

Her dakikasını ve anını hakkıyla değerlendirdiğimiz yaşamlar duasıyla ...





2 Ekim 2015 Cuma

ARKADAŞLARIMIN PAYLAŞIMLARI - 3


              ÖNCE BAŞARILI VELİ OLMAK LAZIM !




  Okullar açılırken iki çocuk annesi bir veli olarak kendime hatırlattıklarım:

- Çocuklarımı sözle, gözle, ima ile dahi başka çocuklarla kıyaslamayacağım.

- Onları hiçbir konuda başka çocuklarla yarıştırmaya kalkışmayacağım.

- Sorumluluklarını üzerlerine almaları için onlara yeterli alanı tanıyacağım. Sürekli arkalarını toplama , ders çalışmalarını sağlama, unuttukları şeyleri hatırlatma “polisi “ rolünü oynamayacağım.

- Okulun sadece ders çalışmak için değil , “merak etmek, soru sormak ve düşündüklerini paylaşmak” için en ideal ortam olduğunu anlamaları için çalışacağım,


- Soru sorduklarında, merak ettiklerinde, düşüncelerini söylediklerinde onları cesaretlendirecek öğretmenleri ve onlarla alay etmeyecek derecede anlayışlı ve özgüvenli arkadaşları olması için bol bol dua edeceğim


- Onlara öğütler vermeden önce davranışlarımla “iyi bir örnek” olmaya çalışacağım.


- Okulun dersler dışında “insan ilişkileri ve hayat” konusunda da pek çok şeyin öğrenildiği bir yaşam alanı olduğunu, bu alanda “her söylenenin doğru olmayabileceğini” onlara ara ara hatırlatacağım.


- Her sabah ayrılırken onlara mutlaka onları sevdiğimi, her akşam onlarla karşılaştığımda da onları ne kadar özlediğimi söyleyeceğim,


- Çok ödevleri olduğunda ya da çözmekte zorlandıkları bir konuda onların yerine işi yapıp “kurtulmak” ve “kurtarıcı” rolü oynamak yerine “sabırlı” bir şekilde yanlarında durup onların bunu başarabileceğine olan inancımı, güvenimi ve desteğimi hissettireceğim,


- Yeterince uyumak, doğru beslenmek, hava durumuna göre giyinmek vb. konuların hayat boyu sürecek, yaşam kalitelerini ve sağlıklarını etkileyecek seçimler olduğunu fark etmeleri için onlarla bu konularda “karşılıklı” fikir alışverişi yapıp, kendi seçimlerini kendileri yapmaları için özgür bırakacağım.


- Herkesin başkalarından “saygı” görmeyi hak ettiğini ve kimsenin kimseden “üstün”olmadığını bilerek davranmalarını ve başkalarından da bu şekilde bir davranış görmeye “hakları” olduğunu hatırlatacağım.


- Gerçek başarının sadece “ders notları”, “sınav puanları”, “başkalarının takdir dolu sözleri ve madalyaları ” ile ölçülemeyeceğini, kendisi ve çevresi için “faydalı” bir insan olmanın hayattaki en büyük başarı olduğunu içselleştirmeleri için uğraşacağım…
Yani sonuç olarak; ben de bu yıl önceki yıllardan çok daha "başarılı" bir "veli" olmaya çalışacağım:)))

Hanife Fişek - Profesyonel Koç  Clara Idea Choching & Consulting sayfasındaki paylasımıdır


1 Ekim 2015 Perşembe

8 DAKİKA


YALNIZ SEKİZ DAKİKAN VAR...

Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyar:
"İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma ! Ayrıca ;
sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
al... Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma !..." diyor ve 
ikaz ediyordu.

Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce
şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya
 başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:
"Yalnız sekiz dakikan var..."
Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
kapanır... Bu sırada çocuğunu içeride unutmuş olduğunun farkına varır, ama
iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak 
fayda vermez.
Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.
Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.
Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:
"Sakın en mühim şeyi unutma!" der gibidir.
Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: "Ebedi hayatı kazanmak" tır...

Kaybederek riske sokamayacağımız şeyler:

''Manevi değerler, doğru inanç, kaybedilmeden önceki sağlık, doğru arkadaş, doğru 
çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır.''

Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz...
Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazilik/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet...
ALINTIDIR...


30 Eylül 2015 Çarşamba

AŞK







Her türlü ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir.

Avucunuzu sıkmadan gevşekçe tutarsanız , kum taneleri kaymaz  durur.

Avucunuzu kapatıp , sıkmaya başlarsanız , kum taneleri parmaklarınızın arasından akmaya 

başlar.

İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa , diğer insana saygı duyuluyorsa ve özgürlük tanınıyorsa 

ilişkiler bozulmaz. 

Ama diğer insanı çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter.

Bir süre sonra bir eli tutmakla bir ruhu anlamak arasındaki farkı öğrenirsin.

Ve aşkın yaslanmak , birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini anlarsın.

Ve öpücüklerin sözleşme , hediyelerin de vaat olmadığını anlarsın.

Ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın , bir çocuğun üzüntüsü ile değil 

bir yetişkinin zerafeti ile ...

Ve her şeyi bugününü düşünerek yapmayı da öğrenirsin . Çünkü yarın belirsizdir.

''Bu yüzden başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden , kendi bahçeni kendin oluştur.

Ve kendi ruhunu kendin besle .'' 

  ALINTIDIR


29 Eylül 2015 Salı

BİLGE ADAM VE KÖPEK


Adam göletin yanında oturmaktadır. Dikkatini , susuzluktan kırılan bir köpeğin , devamlı olarak gölete kadar gelip , tam su içecekken kaçması çeker.

Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ; ama göle geldiğinde sudaki kendi aksini görüp korkmaktadır ; bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır .

Sonunda köpek dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi aksini görmediği için de suyu içer.

O anda bilge düşünür : '' Benim bu olaydan öğrendiğim şu oldu '' der . 

'' Bir insanın istekleri ile arasındaki engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkuları , kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa istediklerini elde edebilir.

Ama biraz daha düşününce aslında gerçekten öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey : 

'' İnsanın bilge bile olsa her varlıktan , bazen bir kuştan , bazen bir kediden , bazen de bir köpekten öğrenebileceği bir şeyler olduğudur . '' 


Not : Hakan Büyükdere Hayatınızı Değiştirecek Öyküler Kitabından alıntıdır .


15 Eylül 2015 Salı

CİZRE DEVLET HASTANESİ HİZMET VERMEYE BAŞLADI



Cizre Devlet Hastanesi 'nden önemli duyuru :
Değerli Cizre Halkı ;
İlçemiz Cizre Devlet Hastanesinde uzman doktorlarımız ve Diyarbakır İlinden gelen uzman doktorlar tarafından acil ve poliklinik hizmeti verilmektedir.Muayene için başvurarak tedavi olabilirsiniz.Spekülatif haber ve söylentilere itibar edilmemesi önemle duyurulur. Şifa bekleyen tüm hastalarımıza Allah'tan acil şifalar dileriz.  CİZRE DEVLET HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİ

Açıkcası sağlık hizmetinin verilmeye başlaması sevindirici.

Ben de sosyal paylaşımlarda şahit olduğum bir konuda kendi fikrimi bloğumda paylaşıyorum :

Görev yapan bütün ekiplere kolaylıklar dilerim . Sağlık hizmeti özellikle acil sağlık çelik gibi irade ve sinir sistemi ister. Sabah bir Kürt bayan kardeşimin kendi çektiği öfke dolu videoyu izledim .Bilerek paylaşmıyorum .Çünkü yaygın anksiyete bozukluğu hastası olduğu muhtemel.
Kendisi bizimle aynı ülkede nefes almaktan utanıyormuş . Ben de 20 yıla yakındır her milletten hasta bakan bu vatanın bir bayan doktoru olarak cevap veriyorum :
SEVGİLİ KARDEŞİM ! SEN ÖNÜMDE DÜŞSEN NEFESSİZ KALSAN BEN SENİ YAŞATMAK İÇİN BU UTANDIĞIN NEFESLE SENİ RESÜSTE EDERİM. ( İLK YARDIM UYGULARIM )
SENİN İNSANLIKTAN VE EŞİTLİKTEN ANLAMADIĞINI İDDİA ETTİĞİN VE BERABER YAŞAMAKTAN UTANDIĞIN İNSANLAR , TÜM İNSANLARI MİLLET AYIRMADAN HAYATTA SAĞLIKLI TUTMAK İÇİN YEMİN ETMİŞLERDİR.
ARKADAŞLARIMDAN RİCAM BÖYLE HASTA RUHLU İNSANLARIN PAYLAŞIMLARINA DİKKAT EDELİM. BİZ DE SEVİYELERİNE İNİP GENELLEME YAPMAYALIM. ASİL KARDEŞLERİNE ONUN SEVİYESİZLİĞİNİ MAL ETMEYELİM!  Dr.Ayşen Çankaya