Gülmek iyi hissettirir. Gülmek sosyal bir eylemdir. Gülmek psikolojik ve fizyolojik açıdan sağlık ve denge belirtisidir. Gülmenin sağlığınıza yararlarını şöyle sıralayabiliriz : 1 - Endorfin salgılattırarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. 2- Bağışıklık sisteminizi güçlendirir. 3- Uykusuzluk sorununu azaltarak uyku kalitesini arttırır. 4- Daha rahat konsantre olursunuz . 5- Hafızanızı güçlendirir. 6- Endişe ve depresyona olan yatkınlığınızı azaltır. 7- Kahkaha sırasında yüz ,göğüs, ve karın iç organları ile sindirim kasları uyarıldığından sindirim hızı ve solunum derinliği artar .8 - Kan dolaşımını hızlandırır. 9- Kan dolaşımı arttığından damar tıkanıklığı gibi damar hastalıklarına yararı vardır hatta bu etkisiyle kalp krizi riskini azaltır .
Aslına bakılırsa her insanda doğuştan var olan özellik bir deyişle VÜCUDUN ÖTÜŞÜ.. Gülmek başarıyı olumlu yönde etkiler . Öfke gerginlik ve korku gibi negatif duyguları azaltır ve zihni rahatlatır. Bir sonraki yazıda gülmeye devam :) :) :)
5 Mart 2015 Perşembe
4 Mart 2015 Çarşamba
ANN VE FİLLER
Ann kendisine 38 yaşında yumurtalık kanseri teşhisi konulmuş ve şu an hayatta olmayan bir anne.. Benim bu olayla ilgili sizlerle paylaşmak istediğim hayat dersi niteliğindeki yaşanmışlık. Hekimlik hayatımda pek çok örneğini gördüğüm ağır hastalık tanılarının sadece hastalığı yaşayanı değil birebir yakınlarını da nasıl etkilediği ve dönüştürdüğü durumlara canlı bir örnek anlatacaklarım. Aslında çoğunuz hatırladı belki gazetelerden hikayeyi. Benim gibi sonradan haberi olanlar için kısaltayım. Eşi Özgür'e 19 yaşında aşık olmuş ve evlenmiş Ann. Çok tatlı iki çocukları olmuş ve harika bir aile yaşamları.
Aldığı tanıya rağmen geride kalan zamanını kaliteli ,çocuklarıyla paylaşarak geçiren Ann'e en büyük desteği sevgili eşi vermiş.. Beni en çok sevgili Özgür'ün Ann'i kaybetmeden bir süre önce anlattıkları düşündürdü.. Değiştirmeden aktarıyorum : '' Teşhis öncesi basit şeylere üzülen ve sinirlenen takıntılı bir insandım. Şimdi yaşamın her anının nasıl bir mucize olduğunu ve dolu dolu yaşanması gerektiğini ölüm kapıya gelince fark ediyorum. Ölüm çok iyi bir öğretmen aslında.. Ann'le teşhisten önce fillerle ilgili bir belgesel izlemiştik. Afrika' da filler suya ulaşmak için yüzlerce mil yol katediyorlar. Hayatta kalmaları için tek şans bu yolculuğu tamamlamaları ama yavru bir fil ayağını incitiyor. Koskoca sürü onsuz ilerlemek yerine onunla birlikte hızlarını azaltıp yavaş yürümeye başlıyor. Koca sürü küçük bir bebek için kendi hayatlarını riske atıyor. Ben de yolculuğa Ann'siz de olsa devam edeceğim ve bebek fili suya ulaştıracağım..'' Şimdi önce kendime ve sonra size soruyorum ilk resimde dişi olduğunu düşündüğünüz filin cinsiyeti şimdi ne ve yaşadığınız hangi deneyimi hayatınızdaki çok iyi bir öğretmendi diye hatırlıyorsunuz ?
2 Mart 2015 Pazartesi
YAŞAR KEMAL 'İN ARDINDAN
02.03.2015 YAŞAR KEMAL ile beraber çocukluk anılarımın bir kısmı da toprağa veriliyor gibi hissediyorum. Edebiyat öğretmeni bir babanın gelişmiş kütüphanesi ile büyüyen çocuk gözümde kalın bir romandı o günlerde İnce Memed...Bizim evimizde annemle babamın yaşadığı yıllardaki siyasi sıkıntılar sebebiyle kendi rahatın için siyaset ve politikadan uzak dur inancı vardı. Buna rağmen kitaplara siyasi sansür uygulanmaz hepsi edebiyat dünyası içindeki varlığı ile kabul edilir ve saygı duyulurdu. Ben Yaşar Kemal'in sanatına saygı duyuyorum. Adalet değeri ,eşitlik değeri çok yüksek insanlar aslında hayatları boyunca taşıması zor bir sorumluluğu hissederek hayatlarını onurlandırmayı seçerler...Koçluk yolunda insanı anlamaya çalışan benim için çok açık bir örnek oldu saydığım değerler açısından.
Koca çınarın daha önce hiç bilmediğim hayat hikayesini ve o derin cümlelerin ardındaki duygulu yüreği anlamaya çalıştım. En ağır travmasını 5 yaşında babası gözlerinin önünde camide öldürülünce yaşadı. Bu ölümden sonra saz çalmasının annesinin aşık olup diyar diyar gezer korkusu ile engellenmiş olması ilginç bir hayat detayı. Asıl adı Kemal Sadık Göğceli ve bize şunları söylemiş : ''Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir .Bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım.'' ''Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa sanatımın halktan ayrılmamasını isterim.''
Koca çınarın daha önce hiç bilmediğim hayat hikayesini ve o derin cümlelerin ardındaki duygulu yüreği anlamaya çalıştım. En ağır travmasını 5 yaşında babası gözlerinin önünde camide öldürülünce yaşadı. Bu ölümden sonra saz çalmasının annesinin aşık olup diyar diyar gezer korkusu ile engellenmiş olması ilginç bir hayat detayı. Asıl adı Kemal Sadık Göğceli ve bize şunları söylemiş : ''Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir .Bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım.'' ''Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa sanatımın halktan ayrılmamasını isterim.''
27 Şubat 2015 Cuma
ALGINA GÖRE DÜNYAN DEĞİŞİR !
ALGI psikoloji ve bilişsel bilimlerde duyusal bilginin alınması , yorumlanması ,seçilmesi ve düzenlenmesi anlamına gelir. Algı duyu organlarının fiziksel uyarılmasıyla oluşan sinir sistemindeki sinyallerden oluşur.
Algı öğrenme ,dikkat ,hafıza ve beklenti ile şekillenebilir. Yani kişinin kavraması ve beklentileri algısını etkiler. Bu alanda çalışmalar yapan bir çok bilim dalı var. Deneysel psikoloji , psikofizik ,duyusal nörobilim algının arka planındaki beyin mekanizmalarını inceler..
Algı sistemleri hesaplamalı olarak da incelenebilir . Bir türlü oturtamadığım felsefe kavramını anlamama yarayan algıyı incelemem oldu :)) Felsefe ise duyusal niteliklerin ne dereceye kadar algılayanın zihninde değilde fiziksel gerçeklikte olduğunu inceler .
Duyular geleneksel olarak pasif alıcılar olarak düşünülmesine rağmen yanılsama ve illüzyon üzerine çalışmalar beynin algısal sistemlerinin aktif ve bilinç düzeyine çıkmadan girdiklerinden duyu oluşturmaya çalıştıklarını gösterdi.
Psikolojinin konusu olan insan ve hayvanda algı duyulara bağlıdır.. SONUÇTA DÜNYA HAYATI BEYNİMİZ ARACILIĞI İLE ALGILADIĞIMIZ KİMİNE GÖRE EĞLENCELİ KİMİNE GÖRE ÇEKİLMEZ BİR İLLÜZYONDUR...O zaman algımızı değiştirirsek dünyamızı değiştirebiliriz diyebilir miyiz ?
İnsanoğlu duyu organları vasıtasıyla dış dünyanın fiziki verilerini ''duyumsar'' ve merkezi bilgi işlem merkezi olan beyine iletir. Beynimiz kendisinde toplanan bu duyumları daha önce edindiği deneyimleri de göz önüne alarak bunların aslında ne olduğunu , iyi -kötü mü olduğunu , işe yarar olup olmadığını ifade edecek şekilde ''anlamlandırır ''. Bütün bu duyusal , bilişsel eylemler sonucunda da ruhumuz dış dünyasında olan biten olayların bilincine varır ve gerek bu tekil olayı ve gerekse de tümel olarak içinde yaşadığı dünyayı '' anlamış ve algılamış ''olur.
Diğer bir ifadeyle de ruhumuzun edindiği dünya algısı beynimizin içinde yaşadığı dış dünyayı resmediş , yorumlayış anlamlandırış biçimidir denilebilir. Ancak ne var ki bu tekil algıların bütünlüğü sonucunda oluşan dünya algımız ve dünya anlayışımız ruhumuzun ve bilincimizin kimliğinin ve kişiliğinin biçimlenmesini ayrıca da gerek değer yargılarımızı gerekse de duygularımızı belirlediği için tüm yaşamımızı doğrudan etkiler.
Başka bir açıdan bakarsak nasıl bedenimiz hücresel yapımızı belirleyen genetik şifremiz tarafından belirleniyorsa ruhumuz ve bilincimizde beynin gri hücrelerinde kayıtlı olan '' bilgi birikimi '' tarafından belirlenir.
Bizim için gerçek olan şey başkalarının gerçeklikleri karşısında varsayım olarak kalabilir mi ? Zamanındaki buluşlarını sınırsız savunan bilimadamları bu buluşları çürüten antitezler karşısında ne düşünürlerdi acaba ? Ya da güneşin 16. yy da dünyanın çevresinde döndüğünü savunan astrofizikçiler o günkü keşiflerinin koskoca bir yanılsama olduğunu bilselerdi bilim bu kadar gelişebilir miydi ?
Duygularımız ve değer yargılarımız yaşadığımız kültürden , yetiştiğimiz aileden ve çekirdek olarak da biyolojik kimyamızı aldığımız anne - babamız ve ana karakter yapımızı etkilediği ispatlanan DNA 'larımızdan etkilenir. Bütün bu donanımımız hayvanlardan farklı olarak iç güdülerimiz ve sezgilerimizin üzerine aklımızı ve bilincimizi de kullanmamızı sağlar. Şimdi düşünürsek bu iyi bir şey mi ? ALGIMIZA GÖRE DEĞİŞİR :)
20 Şubat 2015 Cuma
ÖZGECAN...
ÖZGECAN........... BAZI SUÇLARI İŞLEYEBİLMEK İÇİN KAPKARA BİR RUH , KASKATI BİR KALP , TEFLONLAŞMIŞ DUYARSIZ BİR VİCDAN GEREKİR...Bazı suçlar dedim evet bazıları bazılarından daha acıtıcı. Özellikle can kaybı varsa, bu kaybın şekli çok zorsa ...Geride kalan acıyla kavrulurken hissetmeyen kalp , o acıyı değerlendirmeyen zaten hesaplamamış akıl ve vicdan.. O yüzden insan olmak zor insansılara ...İnsansı olmak zor insan olmuşlara...
13 Şubat 2015 Cuma
ÖZGÜRLÜK DEĞERİ
Merhaba bu gün yaşadığımız devirde hepimiz için önemli bir değerden '' Özgürlük'' ten bahsetmek istiyorum. Hangimiz Mel Gibson'un '' Freedom '' diye bağırdığı sahnede duygulanmadık .Aslında insan tek başına ferd olarak yalnız geldiği bu dünyada biriktirdiklerini ve deneyimlerini de yanına alarak ferd olarak yine yalnız gidiyor .Yaşamı yaşamayı seçme hakkının kısıtlandığı ruhsal ya da bedensel hastalık , ciddi engel v.b. durumlar dışında yaşam daha da özgürce çizeceğimiz harika bir tablo ...İşte tam burada bu gün tanıdığım bir kadını anlatmak istiyorum.Benim için adeta özgürlük değerinin asıl heykeli AMELİA EARHART . 1928 senesinde Eylül ayında Atlantik ve pasifik arasında solo bir uçuş gerçekleştirerek tüm dünyanın ilgisini çeken kadın. Amelia 6 farklı okul okudu. Ama sadece birini bitirdi. HAVACILIK OKULU. 1921 'de uçmaya başladı. 1922 ' de 5000 metreye çıkarak dünya yükseklik rekorunu kırdı. 1928 'de ise 20 saat 40 dk 'da atlantiği geçen ilk kadın pilot oldu. 1937 'de son rekor denemesi öncesi yorumu şuydu : ''Ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorum. Yapmak istiyorum çünkü yapmak istiyorum. Erkeklerin denediği her şeyi kadınlarda deneyebilir.'' Hayatını kaybettiği son pasifik uçuşu öncesi yüzlerce seminer yaptı. Özellikle genç kadınları sürekli yüksek eğitimi almaları ve çok erken evlenmemeleri konusunda cesaretlendirdi. Son uçuşuna gülümseyerek gitti ve akıllarımızda şu cümlesi ile kaldı. '' En zoru harekete geçmek. Gerisi azim ve kararlılıkla geliyor .''
3 Şubat 2015 Salı
EVRENİN MERKEZİ NERESİ ?
Siz de benim gibi çocukken sık sık gökyüzüne bakıp düşünür müydünüz ? Yıldızları ve ayı inceler sonra en uzak yıldızı görmeye çalışırdım . Bu güzel oyun özellikle yazları geçirdiğimiz bulutsuz Dikili gecelerinde çok keyifli olurdu. Bu gün izlediğim Fizikist' in yayınladığı video çok etkiledi beni. Evrenden sınırlarından ,büyüklüğünden bahsederken iç dünyamda türlü türlü yolculuklar yaptırdı. Çok uzatmadan merkezi bir nokta alınırsa gözlemlenen evren çapı 93 milyar ışık yılı ...Dikkatinizi çekerim bu sadece gözlemlenebilen :) Peki bir sınırı var mı diye düşünürseniz her yöne 46 milyar ışık yılı uzaklıkta.. Asıl etkileyici olan geliyor..Merkezi..Evrenin merkezi neresi biliyor musunuz SİZ ! Evet herkes kendi noktasında kendi evreninin merkezi..Tasavvufun nokta öğretisi ile anlattığı bu kavramın bilimle süslenmesi sizi de benim gibi heyecanlandırdı mı ? İsterseniz daha sonra tasavvufa da merhaba deriz. Merak edenlerle benim gibi merak etmeyi sevenlerle...Sevgilerimle...www.fizikist.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













